Vişne Lekesi
Zift korkusunu bilmediğim, taş kaldırımlarda yürümedigim yıllardı. Vişne ağaçlarında küçük bir serçe misali daldan dala sıçrardım. Kan kırmızısı vişneleri bir bir toplar, avuç avuç yerdim. Bazıları sıkarak suyunu koluma damlatırdım. Sonra da” ah yaralandım” şakaları yapardım. Zirvedeki vişneler kendilerini ulaşılmaz sanırdı. Tabi ki zirveler içinde planlarım olurdu. Dalın çıkabiliceğim en son noktasına kadar çıkar, elimdeki kementi dalın boynuna geçirirdim. Kement geçirdiğim zirve dal ile hop diyerek yere inerdim. Vişne dalları da benim bu hoyratça hallarime sessizce boyun eğerdi. Bana asla karşı koymazlardı.Bana boyun eğen dallarda ne varsa silip süpürürdüm . O ulaşılamaz zirvenin vişneleri ,benim hasır sepeti çoktan boylamış olurdu. Sonra kementi çözerdim.O burnu havada dallar, ihtiyar beli bükük teyzeler gibi yavaş yavaş doğrulurdu. Eee artık ne kadar doğrulabilirse!… Şimdilerde çok değiştim. Kim bilir belki de ben büyüdüm dallar küçüldü. Elimin tutabildiği , kolaylıkla dokunabildiğim şeylerle meşgul ve mutlu olmayı hedefliyorum . Zirvelerin ulaşılmaz olduğunu düşündüğümden falan değil. Zirvelerdeki vişneleri kuşlara bıraktım.  Anladım ki kuşların zirvedeki vişnelere benden daha çok ihtiyacı var…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

70 − 65 =